Category Archives: Gebelik ve Lohusalıkta Beslenme

GEBELİK VE LOHUSALIKTA BESLENME

GEBELİKTE BESLENME

Annelerin gebelikteki beslenmeleri ileriki yaşamda bebekleri çok etkiliyor.

Anne’nin gebelik sırasında dikkatli beslenmesi, stresten uzak yaşaması gibi faktörler bilimsel olarak doğum sonrası bebeğin üzerinde etkili olduğu ortaya konmuştur.

Dr.Barker 1989 yılında gebeler üzerinde yaptığı araştırmada; gebelik sırasındaki yetersiz beslenmenin fetus üzerinde olumsuz etkilere sebep olduğunu belirtmiştir.

Annenin hamilelik sırasında diyet yapması, fetusun hipofiz hormonları, nöral gelişim (sinir sistemi) üzerinde oldukça etkili olduğu saptanmıştır.

IUGR : İntra Uterin Gelişme Geriliği (fetusun düşük doğum ağırlıklı olması) plasental kan akımının azlığı sonucu olmakta olup bu da  kötü – yetersiz beslenme ve aşağıda açıklanan  çevresel toksinler sebebiyle oluşabilmektedir:

  • Hava kirliliği
  • Afla toksin ( küflü besin )
  • Hidroksi metil tortuları ( şekerli besinlerin aşırı kaynatılması sonucunda heksozlardan su ayrılması ile oluşan madde )
  • İçme suyunun kontaminasyonu, endüstriel atıkların suya karışması
  • Çiğ yumurta ( salmonella mikrobu ), çiğ süt, çiğ et ( sosis,salam gibi ) bakreteriyal bulaşımla olur.

toksik maddeler dna’da deformasyona neden olarak, annede farklı dna yapısına neden olabilmekte, bunun sonucunda da fetusta iki tip etki yapmaktadır.

  •    Metabolik etkiler
  1. Lipit metabolizması bozuklukları
  2. Hipertansiyon
  3. İnsilün direnci
  4. Yavaş büyüme
  5. Böbrek yetmezliği
  6. Tip 2 diyabet, kalp damar sistemi hastalıkları
  •    Metabolik olmayan etkiler
  1. Dikkat eksikliği
  2. IQ düşüklüğü
  3. Şizofreni
  4. Bağışıklık sistemi zayıflığı, akciğer hastalıkları
  5. Gebelikte anne beslenmesinde protein (bitkisel ve hayvansal), vitamin, özellikle çinko, süt, yeşil taze sebzeler, dengeli kalsiyum alımı (yetersiz kalsiyum bebekte osteoporoza neden oluyor ) çok önemlidir.

FOLİK ASİT ;

Folik Asit  yetmezliğinde; doğumsal anomaliler , nöral tüp defektleri, sinir sistemi gelişme geriliği, iskelet ve kas sistemi bozukluğu, prematürite, düşük doğum ağırlığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite görülmektedir.

DOĞUM SONRASI BESLENME

Annenin doğum öncesinde olduğu gibi doğum sonrasında da beslenmesi ve günlük sıvı tüketimi en az 3 litre olacak şekilde devam etmelidir.

Anne sütü; ilk 6 ay sadece anne sütü olmak üzere, yaşamın ilk 2 yılında bebeklere verilmesi önerilmektedir.

Sadece ilk 4 ay annesütü alsa dahi, ileriki yaşamda erkekler 2,5 cm, kızlar 1 cm daha uzun oluyor.

Anne sütü IGF-I (büyüme hormonu) salınımını artırıyor

Anne sütündeki sodyum oranı düşük olduğu için  bebeklerin böbrek gelişimi daha sağlıklı olur. Anne sütündeki yağ asitleri (düşük yağ asidi ve doymamış yağ asidi) nedeni ile kalp ve damar hastalıkları gibi hastalıklardan % 6 oranında, hipertansiyondan  %17 ve dolaşım bozukluğuna bağlı felçten %15 oranında koruyor.

Anne sütü kollesterol, lipit metabolizma bozukluğuna bağlı oluşan obeziteden % 22 koruyor.

Anne sütü iştahsızlığı önleyerek doygunluk sağlar ve ilerde birey doyma noktasını biliyor. Anne sütü alanlarda IQ yüksek oluyor.Çocukluk çağı kanserlerinden koruyor.

EMZİRMENİN ANNEYE FAYDALARI;

Doğanın mucizesi olarak; oksitosin, prolaktin hormonlarının emzirme sırasında süt yapımını artırması sonucu  annenin IQ’ sü düşüyor. Bu nedenle anne çevresel faktörlere  kendini kapatıyor. Ekonomik kriz, trafik, deprem, yangın, ailevi sorunlar gibi faktörler onu neredyse hiç etkilemiyor. Tüm dikkati bebek üzerinde oluyor. Ayrıca annenin kendisini meme kanserinden koruyor.

KAYNAK

47.TÜRK PEDİATRİ KONGRESİ ANNE SÜTÜ PANELİNDEN DERLENMİŞTİR.