Category Archives: BUNLARI BİLELİM

Uyku Eğitimi

Bebekler nasıl uyur?

Bu soru ne hamileyken, ne de doğumdan sonra hiç aklıma gelmemişti. Hamileyken eğitimlere katılıp, bolca neymiş nasılmış kitapları okudum. Bunların arasında uyku bölümlerini çok dikkate almamıştım. Uyku zaten kendiliğinden olacak bir şeydi bana göre. Biz nasıl uyuyoruz, bebek de uykusu gelince uyur diye düşünüyordum.

Deniz doğdu, her şey yolundaydı.

Emiyordu, uyuyordu; daha doğrusu emerken uyuyakalıyordu. 2 saat sonra acıkıp uyanıyordu. Bu şahane süreç 1 ay devam etti. 2. ayda Deniz emerken uyuyor ama yerine yatırınca çoğu zaman uyanıyordu. Kucakta uyutmaya başladık. Başka türlü UYUMUYORDU.  Sonra gündüz gece kucakta hoplata zıplata uyutmaya başladık. Çok yorucuydu çok! Yetmedi sallamaya başladık. Nasıl uyursa uyusun yeter ki uyusun diyordum. Sallamaya da hiç karşı değildim. Hatta bebeği sallamanın faydalarıyla ilgili pek çok yazı da okumuştum. Kucakta salladık, beşikte salladık, çingene salıncağında salladık, pusette salladık, ana kucağında salladık… Uyumuyordu. Deniz 3 aylık olmuştu ve artık geceleri neredeyse 10 dk’da bir uyanıyor ve biz onu sallarken gözümüzün ta içine bakıyordu. Emzirerek uyutup bırakınca 10 dk sonra uyanıyordu. Dayanılmazdı. 3. ay kontrolümüzde doktorumuzun “bırakın kendisi uyusun” demesi bizi uyandırdı. Biz de ona sorduk “bebek kendisi nasıl uyur ki?”… Daha önce bebeklere uyku eğitimi verildiğini duymuştuk…

Uyku Eğitimi

Evet, uyku eğitimi diye bir şey duymuştum ama açıkçası bana doğal olmayan katı kurallar yığını gibi gelmişti. Zordu çünkü işin içinde bebeği ağlatmak diye bir şey vardı… Bebek 6kg olunca uyku eğitimi verilebileceğini öğrenmiştik ve Deniz 6kg’ya yaklaştıkça çanlar çalmaya başlamıştı. Bir tanıdık ilk bebeğine uyku eğitimi verdiğini ve bunun tekrarlanması gereken bir süreç olduğunu söylemiş; ayrıca bir yere gidince çocuğun düzeni bozuluyor ve tekrar aynı eğitim süreci başlıyor demişti. İkinci çocuğuna uyku eğitimi vermek istemediğini ve bebeğin tadını çıkartmak istediğini söylemişti. Bu konuşmayla biz uyku eğitiminden vazgeçmiştik.

Doktorumuzla, hepimiz uykusuz ve huysuz bir vaziyette görüştükten sonra ise o gün başlamaya karar verdik. Uyku eğitimine başlayacaktık ve Deniz kendi başına uykuya dalmayı öğrenecekti. Hayal gibiydi… Sonra bir süre kabus gibi oldu…

Nasıl?

Deniz ilk gece, banyosunu yaptı. Emzirirken yine uyuklamaya başladı ve onu kaldırıp yatağına bıraktım. (2 aylıkken bizim odamızdan ayrıldı ve kendi odasında yatmaya başladı) Deniz 2. aydan itibaren hep yüzüstü yatıyordu. Yine öyle yattı. Yatağa bırakır bırakmaz ağlamaya başladı. Elimi sırtına koydum ve “e e e e…” diye mırıldandım. Daha çok ağlamaya başladı. Kucağıma aldım, sakinleşince fazla uzun tutmadan yine yatağına bıraktım. Yine ağlamaya başladı… Bu ağlamalar ilk gece 80 dk sürdü ve çok zordu. İlk gece geçince daha rahat olacak diyorduk… Deniz o gece kesintisiz uyudu. O kadar yorulmuştu ki ağlamaktan… Sabah uyandığında harikaydı. Keyfi son derece yerindeydi. Sevindim, “bana kırılmamış” dedim. Yani çocuğa eziyet ettiğime dair bir fikir içimde dolanıp duruyordu ki bu fikir birkaç gün sonra beni ciddi bir karmaşaya soktu. Bu karmaşayı Deniz de hissetti… Acaba doğru mu yapıyorum? KARARSIZDIM! Bu kararsızlık sürece sekte vurdu…

Gündüz uyandıktan sonra besliyordum, sonra uyanık zaman geçiriyordu. Uyku ve beslenme zamanlarını böylelikle ayırdım. Uyuması rahat olsun diye uykusuzluktan iyice yorulmasını bekliyordum ki bu ciddi bir hataydı. Çünkü 3 aylık bebek 4 saat veya fazla uyanık kalıyordu. Tabi koca insan değil ki o yorulup uyusun. Yorulunca uyuması iyice zorlaşıyordu. Evet yine yatağına yatırıyordum ve aynı döngü başlıyordu. 5 dk, elim üzerinde olarak, ağlamasına izin verip sonra kucağıma alıyordum… Uykuya dalması 40 dk sürüyordu. Bu süreler yavaş yavaş azalmaya başladı. Ama 20. günde 30 dk. da çakılıp kaldı. Hep 30 dk ağlıyordu ve artık bu çok bunaltıcı bir hale gelmişti. 20 gün. Gece gündüz… Tek pozitif şey Deniz uyuyunca 60 veya 120 dk uyuyordu ve çok keyifli kalkıyordu. Oyuncaklarına çok daha fazla konsantre oluyordu. Uzun süre kendi başına zaman geçiriyordu…

Eğitim Ne Kadar Sürdü?

Bu 20 gün boyunca doktorumuz bize çok destek oldu. Fakat artık süreç hepimizi yormuştu. Aklımdaki tek soru “bu çocuk ne zaman ağlamadan, yatağa koyunca uyuyacak”dı. Belki çocuğun mizacıyla da ilgiliydi durum ama sanırım benim kararsızlığım ve endişelerim de her şeyi olumsuz etkiliyordu.

Uyku koçundan kısa süreli destek aldık sonunda… -Daha ziyade bana destek oldu aslında. Çünkü birileriyle konuşmaya ve paylaşmaya çok ihtiyacım vardı.- Böylece yaptığım hataları ve Deniz’in uykuya dalmasını kolaylaştıracak püf noktalarını öğrendim. Bunlardan bazıları: Rutinin önemi, bebeğin uyanıklık saatinin ayına göre uygun olması ve yatağa yorgun yatmaması, uyku arkadaşı edinmek, gündüz uykuları için perdeleri kapatmak (3 aylık bebek artık gece gündüz ayrımı yapmıştır), gece 11 beslemesi…

Ve Deniz 1 ayın sonunda uyumayı öğrendi. Yatağına bırakıp odasından çıkıyordum ve o bazen biraz mızırdayıp, bazen doğrudan mantra ağlamasıyla uykuya dalıyordu. Şimdi 11 buçuk aylık ve etrafa kahkahalar saçıp uykuya dalıveriyor…

Gece Uykusu

Deniz uyku eğitiminin başından itibaren kesintisiz uyumaya başlamıştı geceleri. Bazı geceler saat 3:00 veya 4:00 gibi uyanıyordu. Doktorumuzun tavsiyesiyle 3:00 ağlamasını geçirip, 4:30’daki mırıltılarında emziriyordum. 3:00’daki ağlamalarını ise yanına gitmeden kameradan takip ediyordum. Hem ağlama şeklinden hem de vücut şeklinden ağlamanın şiddetini anlıyordum. Bu ağlamaların hiç birinde yanına girmem gerekmedi. Bir kaç dakika bekledim ve kendisi uykuya devam etti. Akşam saat 23:00’da uyandırmadan yatağından alıp emziriyordum ve yatağına bırakıyordum. Böylece 04:00 mırıltıları da bitti. Deniz akşam 20:00’da uyuyup 6:00’da kalkıyordu. 9 aylık olduğunda 07:00-07:30 arasında uyanmaya başladı.

Gündüz Uykusu

Bu sanırım en zor uyku periyodu. Şöyle yapıyorduk: Uyku saati geldiğinde, yani 2 saatte bir ve günde 3 sefer, bir ninniyle odasına gidip, beraber perdeleri kapatıp, uyku süresince çalacak müziğini açıp, iyi uykular dileyip onu yatağa bırakıyordum. Ve uyuyordu… Gündüz uykularının bir tanesini pusette dolaşırken yapıyordum. Bu uyku en son uyku yani şekerleme oluyordu. Bazı günler bir yere gidiş ve dönüş saatlerimi onun uykusuna göre ayarlayıp, iki uykusunu araba da yapıyorduk. (Deniz arabada basbas ağlayan bir bebekti. Ama şimdi uyku saatinde mışıl mışıl uyuyan bir bebek oluyor)

Koşulların Devamlılığı

Konunun uzmanı olmamakla birlikte deneyimim sonucunda söyleyebilirim ki koşulların devamlılığı ve rutinler Deniz’in kendisini güvende hissetmesi, rahatlaması ve uykusuna devam etmesi için önemliydi. Hangi koşullarda uykuya daldıysa o koşulların sürmesi gerekiyor. Yoksa genellikle uykuları 30 dk veya 45 dk sürüyor.

Hastalanınca Ne Oluyor?

Deniz 11 aylık şu anda ve 8 tane diş çıkardı. İlk iki dişi ise tam da uyku eğitimine sırasında çıkmaktaydı. (Yani uzun soluklu sürecin nedenlerinden bir de bu sıkıntıydı) 2 hafta yoğun nezle oldu ve arkasından anladık ki azı dişi çıkıyor. Tüm bu sıkıntılı zamanlarda uykusuna devam etti. Ateşini kontrol etmek için odasına girdik. Yatağından almadan kontrol ettik. Tekrar yatırdık. Haliyle uyandı. Bırakınca tekrar uyudu… İnleyerek ve sıkıntılı uyuyordu ama kucakta gezdirme vb. bir şey istemiyordu. Yani hastalanınca eğitim biter işi pek doğru olmasa gerek.

Tatile Gitsek?

Tatile de gittik. Deniz’in orada bir odası, bir yatağı oldu. Uyumadan önce orada biraz zaman geçirdi. Uyku zamanı yatağına yattı. İlk uykusunda yanında oturdum. Sonra gece ve gündüz uykularında kendisi ve kesintisiz uyudu. Giderken yanımıza uyku arkadaşını, uyurken dinlediği müziği de aldık.

….

Anladım ki bebeklere öğretebileceğimiz en güzel şeylerden biri uyumak. Çünkü bebekler uyumayı bilmiyorlarmış. Esas eziyet, bebeğin özellikle gece uykusunun bölünmesine izin vermek veya gündüz pek çok şekilde uyutmaya çalışmakmış. Artık içim ve vicdanım oldukça rahat. Bu eğitimin olumlu sonuçlarının her gün katlanarak arttığını da gözlemliyorum.

Son sözüm, eğer bebeğinize uyku eğitimi vermek konusunda tereddüt yaşıyorsanız hiç tereddüt etmeyin hemen başlayın. Emin olun o ağlamalar bitecek ve ne kadar doğru bir şey yaptığınızı her gün iç huzuruyla fark edeceksiniz.

MENENJİT

MENENJİT NEDİR

Menenjit beyni saran meninks zarlarının iltihabıdır. Neisseris Meningitidis isimli bakterinin neden olduğu hastalığa Meningokokal hastalık denir. Meningikokal hastalığın bir türü olan Meningokokal Menenjit ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur. Virüslerin neden olduğu menenjitin aksine, sağlıklı bir çocuğu hastalık belirtilerinin ortaya çıkışından sonraki 1 gün içerisinde öldürme potansiyeline sahiptir.

Meningokokal menenjitin erken belirtileri, yaygın karşılaşılan solunum yolu enfeksiyonlarına çok benzediği için ayırım yapmak güçtür. Tipik menenjit bulguları ortaya çıktığında ise artık çok geç olabilir. Çünkü meningokokal menenjit, diğer birçok enfeksiyon hastalıklarının aksine, sadece 1 gün içerisinde ölüme ya da sakatlığa neden olabilir.

  • KİMLER MENENJİT İÇİN RİSK ALTINDADIR ?

Sağlıklı kişiler de dahil olmak üzere, herkes menenjit geçirebilir. Tüm yaş grupları etkilenebilmesine rağmen, bebekler ve küçük çocuklar en yüksek risk taşıyan yaş gruplarındandır.

  • HASTALIĞA KARŞI NASIL KORUNULUR ?

Çocuğunuzu hergün, her dakika izleyemezsiniz. Fakat çocuklarınıza aşı yaptırarak meningokokal hastalıktan (menenjit dahil) korunmalarına yardımcı olabilirsiniz. Çocuğunuzu meningokokal menenjitten korumanın en iyi yolu aşı yaptırmaktır.

PFAPA SENDROMU

1-5 Yaş arası çocuklarda 3 ila 6 haftada bir görülen Yüksek ateş, Titreme, Bademcik şişmesi, Farenjit, Ağız kokusu, Boyun çevresi bezelerinde şişme gibi bulgular periyodik olarak görülüyorsa akla gelmesi gereken hastalıklardan biridir. Bu hastalık sorgulandığında ebeveynlerden birinde çocuklukta sıklıkla aynı şekilde bulgularla seyreden enfeksiyon atakları olduğu görülmüştür. Bu periyodik ateşlenmeler sırasında yapılan özel testlerde bazı kan bulgularının yüksek olması tanı koymayı kolaylaştırır. Periyodik olarak ateşlenme sırasında 2 veya 3 kez 2mg/kg Prednisolon verilerek ateşin tamamen yok olması, tüm bulguların 24 saat içinde gerilemesi Pfapa Sendromunun varlığına işaret eder. Bu durumda antibiyotik kullanılması gereksizdir. Hastalığın 1/3’ü 1 yılda iyileşir, 1/3’ü 5 yıl kadar devam eder. Tedavide Bademcik alınması önerilmektedir. Ya da her ateşlenmede Prednisolon kullanılması gerekmektedir.

Kaynak : Prof. Dr. Mustafa Bakır   Uzmanına Danışalım seminerinden alıntıdır.

YENİ DOĞAN BEBEKTE ÖNEMLİ NOKTALAR

ODA ISISI : 23-25 C idealdir.

Kışın : Body, tulum, çorap, patik

Yazın : Duruma göre body, çorap giydirilebilir.

BANYO ISISI: Aynı sıcaklık yeterli olup özel ısıtmaya gerek yoktur. Banyo sabunlu ve şampuanlı olmak üzere haftada iki gün, diğer günler sadece duş şeklinde olmalıdır.Banyo ve duş sonrası bebeğinizi her gün yağlayın.

EL VE AYAKLAR: Periferik dolaşım yetersiz olduğu için soğuk olur, üşüme bulgusu değildir. İlk 3 aylık dönemde el ve ayaklar soğuk olur. Eldiven giydirmeye gerek yoktur.

HAPŞIRMA: Dış ortama alışma dönemi ve normaldir. Üşüme bulgusu değildir.

HIÇKIRIK: Reflextir. Limon vermeyiniz. Emziriniz.

GÖZ YAŞARMASI: Yenidoğan bebeklerde gözyaşı tıkanıklığına bağlı çapaklanma olabilir. Göz damlası kullanılabilir.

EMZİRME: İlk 1 ay her ağladığında,  istediğinde emzirin. 20 dakika emzirme yeterlidir. Bebek emme reflexinden dolayı uzun süreli emmek ister. 45 dakikayı geçirmeyin.

YENİ DOĞAN REFLEXLERİ:  EMME, ARAMA, YAKALAMA, PARAŞÜT, MORO (ani sıçrama, titreme, kollarını iki yana açma).

BURUN TIKANIKLIĞI: Yeni doğan döneminde sık rastlanır. Serum fizyolojik kullanılır (günde 4-5 kez her iki burun deliğine ikişer damla). Hırıltılı solunuma sebep olabilir.

ALTINI TEMİZLEME: Düzenli yıkama gerekir. Çiş ve kaka temizliği yapılır.

KAKA SAYISI: Sık sık kaka yapabilir. Rengi farklı olabilir. Bunlar normaldir.

TOKSİK ERİTEM: İlk üç aylık dönemde vücutta yaygın döküntü olabilir.

Yeni doğan allerjisi olarak karşımıza çıkar. Endişelenmeye gerek yoktur.

ANNE BESLENMESİ: Hayvansal proteinden zengin diyet  (et,tavuk,balık,süt,yoğurt,ayran yumurta gibi), günde 3 litre sıvı ( =13 su bardağı ) 6 bardak su geri kalan 7 su bardağı kaliteli sıvı (bitki çayları, süt, ayran, taze sıkılmış meyve suyu gibi) şeklinde ayarlanabilir.

GAZ: 20. Günün sonunda oluşabilir. Genellikle annenin üşüttüğü, anne sütünün gazlı olduğu, yedikleri, içtikleri ile ilgili olduğu zannedilir. Annenin yediklerine bağlı olarak oluşan gazın bağırsak duvarını geçerek kana karışıp süt kanallarına geçmesi ve sütten bebeğe geçmesi anne sütüne kurulan komplo teorisinden başka bir şey değildir. İNEK SÜTÜ PROTEİN ALLERİSİ HARİÇ.. Annenin gazı sadece anneyi rahatsız eder. Bebeğin gazı kendi bünyesine bağlıdır. 60-75.günlerde en doruğa ulaştığı dönemdir. 90. Günde sona erer. Belirli saatlerde artış gösterebilir.

TÜRKİYE DE RAHİM AĞZI KANSERİ

TÜRKİYE DE RAHİM AĞZI KANSERİ HPV (Human papilloma virüs)

Yaşam şartlarında düzeltme, sağlık koşullarının iyileşmesi tıbbi gelişmeler gibi nedenlerle insanların yaşan süreleri uzamaktadır. Yaşam süresi uzadıkça çeşitli sağlık problerinin yanında kanser görülme riski ve sıklığı artmaktadır. Kadın ve erkek ölümleri arasın da kalp ve damar hastalıklarından sonra kanser ölümleri gelmektedir.

Türkiye de 1998 yılında en sık görülen ölüm nedenleri arasında birinci sırada %38 oranında kalp ve damar hastalıkları ikinci sırada %15 ile kanser hastalıkları gelmektedir. Gerçek anlamda toplumun tamamına yakınını kapsayan güvenilir bir kanser kayıt sistemi bulunmamaktadır. Ülkemizde 1982 yılında kanser bildirimi zorunlu hastalıklar listesine alınmış olmasına rağmen halen ülkemizdeki kanser sıklığı hakkında net bir bilgi sahibi değiliz.

Türkiye de gerçek anlamda toplumun tamamına yakının kapsayan kanser kayıt sisteminin olduğu tek il İzmir’dir. Bu verilere göre erkekler de kanser sıklığı kadınlara göre daha fazladır. Erkekler de sigara ile ilişkili olan akciğer, mesane, nefes borusu kanserleri ilk sırada gelmektedir. Kadınlarda meme %27.7, rahim %6.5, yumurtalık %6.4, rahim ağzı kanseri % 5.9 ile erkeklerde kanser yüz binde %157.5 kadınlar da ise yüz binde 94 oranında görülmektedir. Hacettepe üniversitesinde Ergünay ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada HPV pozitifliği %80 oranında belirlenmiştir. Bu hastalardan HPV16 %50, HPV18 %10.7, HPV53 %7.1 oranında saptanmıştır.

(BU BİLGİLER  PROF.DR.  ALİ AYHAN’IN EDİTÖRLÜĞÜNDEN ALINTIDIR)

SORULARLA RAHİM AĞZI KANSERİ

1-Serviks kanseri nedir ?  Rahim ağzı kanseridir.

2-Nedeni ?  Human papilloma (HPV) virüsüdür.

3-Diğer faktörler ?  Sigara, ileri yaş, kötü beslenme, sık partner değişimi, cinsel ilişkinin erken yaşta başlaması, sık doğum, aile öyküsü.

4-Doğum kontrol hapları rahim ağzı kanserini arttırır mı ?  Tartışmalı ama arttırabilir.

5-A, C, E, Vitaminleri beta karotenlerin (havuç ve turunçgiller vb.) rahim ağzı kanserini azaltır.

6-Rahim ağzı kanserinin belirtileri nedir ?  Erken dönemde belirtisi yoktur. Kontrollerde Pap smear testi ile tanı konabilir. İleri evrede kanama, akıntı, ağrı, düzensiz kanama şeklinde kendini gösterebilir.

7-En sık görüldüğü yaşlar ?  35-39 ve 60-64 yaşlarıdır.

8-Tedavisi nasıl yapılmaktadır ?  Cerrahi, kemoterapi, radyoterapi

9-Üreme çağındaki bir kadında rahim ağzı kanseri gelişirse ilerde çocuk olma şansı var mıdır ?  Özellikle erken evrelerde tanı konabilirse olabilir.

10-Tarama testleri en erken hangi yaşta başlatılmalıdır ?  21 yaş ve ilk cinsel ilişkiden sonraki ilk 3 yıl sonra başlatılması önerilmektedir. 70 yaşından sonra önceki 3 test temiz çıktıysa tarama sonlandırılabilir.

11-Adetli iken bu test yapılır mı ?  Kan bulaşması test kalitesini etkiliyeceğinden adetli iken test yapılmamalıdır.

12-Tarama testi öncesinde nelere dikkat edilmelidir ?  Kanama,vajinal enfeksiyon, son 24 saat içinde ilişki, ışın tedavisi, kimyasal maddeler, gebelik ve emzirme dönemleri test kalitesini etkileyebilir. Test öncesinde 2 günlük cinsel perhiz ve vajinal ilaç kullanılmaması önerilir. Doğumdan 6-8 hafta sonra test yapılabilir.

13-Serviks kanserinin sebebi olarak gösterilen HPV nasıl bulaşır ve belirtileri nelerdir ?  HPV özellikle cinsel yolla bulaşır. Cinsel bölgelerde ve servikste hiçbir bulgu vermeyebilir ve sessizce dokuda kalır. Bunun yanında siğil olarak bilinen görünümlere sebep olabilir, Siğil virüsün kanser yapıcı etkisi düşük riskli tipleri tarafından oluşturulur.

14-HPV için geliştirilmiş aşı var mı ?  HPV’nin etkilerinden korunmayı sağlayacak aşı vardır.

(PROF DR.FIRAT ORTAÇ BİLGİLERİNDEN ALINTIDIR)

ÇOCUĞUNUZ İÇİN BOĞMACA AŞISI OLURMUSUNUZ ?

Uzm.Dr.Zermine Büyükkeçeçi soruyor: Çocuğunuz için Boğmaca Aşısı olur musunuz?

Boğmaca (Bordettella Pertusis) ile bulaşan bakteri hastalığıdır.Boğmaca nezle benzeri belirtilerle başlar, öksürük, havale ile devam eder.Öksürükler arasında karekteristik nefes alma, uzamış nefes sesi sonrasında kusma olur.Belirtiler haftalar, aylar, sürebilir.

6 aylık küçük bebeklerde tablo siliktir, kusma hıçkırık, öksürük ve apne (nefes durması)olabilir.Çocuklarda klasik boğmacanın süresi 6-10 haftadır.Boğmaca geçiren erişkinlerde süre 10 hafta yada daha uzun sürer.

Boğmaca bebeklerde (pnömoni zatürre) %22, havale %2, beyin tutulumu%0.5 oranında olabilir.1990 – 1999’daki bebek ölümlerinin 2 ay’ın altında % 1-2, 2-11 aylık bebeklerde %5 tir.Nadiren daha ileri yaşlarda altta yatan nedene bağlı ölüm görülmektedir.

Refr: American Academy of Pediatrics (RED BOOK Sayfa 249)

Dünya sağlık örgütü verilerine göre tüm dünyada her yıl 50 milyon boğmaca vakası görülmektedir, ve toplam 300 bin kişi boğmaca nedeniyle hayatını kaybetmektedir.Boğmaca hastalığının geçirilmesi ömür boyu koruyuculuk sağlamamaktadır.

Türkiyede’ki Veriler

0 – 16 yaş grubunda Ankara %16.9
Samsun – Antalya – Diyarbakır 6ay – 60 yaş arasında %12.5
Doğu illerimizde %30.1 oranında ölümler bildirilmiştir.
Ergenlik dönemindeki aşılanma türkiye’de %80 oranında olduğu bildirilmiştir.Aşılanma sonrasında boğmaca’ya karşı
korunma 6 yıl, hastalık aktif geçirilmiş ise 15 yıl korunuyor.En sık aşılanma sonrası hastalık görülme yaşı 10 – 19 yaşlar.

Boğmaca Aşısı ne kadar güvenilirdir?

Cevap: Difteri, tetanoz, boğmaca aşısına karşı ciddi reaksiyon söz konusu değildir.Aşıdan sonra görülen reaksiyonlar aşının yapıldığı yerde kızarıklık, şişlik, ağrı, muhtemel reaksiyon, hafif ateş, iştahsızlık, yorgunluk ve kusmadır.Bu reaksiyonlar aşının 4 ve 5 dozlarından sonra görülmektedir.

Difteri, tetanoz, boğmaca ne kadar etkin bir aşıdır?

Cevap : Aselüler difteri, tetanoz, boğmaca aşıları 3. – 4. dozlardan sonra %80-85 bağışıklama sağlamaktadır.Elde edilen bağışıklık 5-6 yıl duruma göre nadiren 10 yıl sürmektedir.

Boğmaca aşısı Boğmaca hastalığına neden olur mu?

Cevap : Hayır
Son aşılama 10 yıl önce yapılmış ise Anne, Baba, Bakıcı, Amca, Hala, Abla, Ağabey, yenidoğan ve aşılar tamamlanmamış bebeğe bulaşıcılıkları Anne %37 Baba %20 Hala, teyze, abla, Ağabey %18

Aşılama Takvimi

2. 4. 6. 18. Aylarda difteri, boğmaca, tetanoz ve polio (ıpv inaktif polio) karma aşı olarak yapılır.5. doz ülkemizde 6 yaşında uygulanmaktadır.3. dozdan sonra bebekte koruyuculuk başlıyor.

ACIP (Bağışıklama uygulamaları Danışma komitesi) tarafından önerilen hatırlatma dozları 11-12 yaşlarında tek doz DBT (Difteri,Boğmaca,Tetanoz) üzerinden 10 yıl geçmiş ise (19 – 64 yaş) tek doz aşılama önerilmektedir.Bu aşılamaya KOZA stratejisi denilmektedir.

1 yaş altı bebeklerle teması olan kişilerde aşılama (Global Pertusis Girişimi)GPI 17 ülkeden 37 uzmanın oluşturduğu komite.

Anne, baba, bakıcı, kardeşler Hamilelerde aşılama 2. 3. trimester gebeliğin 2. 3. evresinde seyredilmiş azaltılmış difteri, azaltılmış tetanoz, önerilmektedir.

Hazırlayan: Uzm.Dr Zermine Büyükkeçeçi

Kaynaklar: CDC Q and A for diseases and vaccine
WHO : travel health 2005

BURUN KANAMASI NEDENLERİ

  • Kiesselbach üçgeni (Burnun ön kısmındaki damar ağı)
  • Sık neden (Hassas zaman zaman kanar, basmakla durur.)
  • Burun karıştırma.
  • Aspirin kullanımı,
  • Yabancı cisim kaçmış, annenin bilgisi yok.
  • Çok kuru hava.
  • Sık tekrarlayan nezle, allerjik rinit.
  • Sık kullanılan burun spreyleri.
  • Sık allerjik rinit nedeni ile uzun sık süreli kortizonlu sprey kullanımı.
  • Boğmaca ve allerjik öksürüklerde
  • Migren ( çocukluk çağı migreni)
  • Gastro ösephoigial reflü
  • Von willebran hastalığı (Exama – Igm eksikliği)

DÜZ TABANLIK

Dünyada yapılan araştırmaya göre en sağlıklı ayaklar, Hindistan ve Afrika; çünkü evde,sokakta çıplak ayakla dolaşıyorlar.Achil Tendon gelişimi ancak çıplak ayakla dolaşma sonucunda tam gelişme gösteriyor.

Kullanılan ilk adım ayakkabıları ve ortopedik ayakkabılar doğru seçim değildir.Çocuklar ayakkabıyı sadece sokakta ayaklarını korumak amacı ile kullanmalı ve evde çıplak ayak yada çorapla dolaşmalıdır.

ÇOCUKLAR VE AYAKKABI
– Yalın ayak yürümek sağlıklı,
– Ayakkabılar ve tabanlık ayağı tedavi etmez,
– Dar ayakkabı zarar verir,
– Çocuk ayakkabısı,
Taban esnek
Önü geniş
Parmak kısmı yüksek
Ayaktan 1 cm büyük olacak.

BEBEK AYAK GELİŞİMİ

2/3 YAŞ

Bu yaşlardan küçük olan çocuklarda içe,sağa,sola dönük basma, dışa basma normaldir.Achill Tendonu henüz gelişmemiştir.

2,5/3 YAŞ

Ortopedi kontrolü gerekir.Çocuk parmak ucunda kalktığında ayak oyuğu belli olur.Çocukların normal basma ve yürümeleri 3 yaştır.

Erişkin tipi yürüme yaşı 7 yaş.

Referans : Doç.Dr.Ayşegül Bursalı

PROBİYOTİK-PREBİYOTİKLER

PROBİYOTİKLER

Bakterilerin vücudumuza zararlı ve hastalıklara neden olduğu uzun yıllardır bilinmektedir. Oysa günümüzde yapılan bilimsel araştırma sonuçları bazı bakterilerin hastalıkların tedavisinde hatta önlenmesinde kullanılabileceğini göstermiştir. Genelde doğal bakteri olan probiyotiklere olan ilgi artmıştır. Çeşitli sindirim sistemi hastalıklarının tedavisinde, çocuklarda alejik reaksiyonun ortaya çıkışını geciktirmede, kadınlarda vajinal ve boşaltım sistemi enfeksiyonunun önlenmesinde önemli bir yararı olduğu görülmüştür. Bireyde besinlerle birlikte veya ayrı olarak bağışıklık sistemine ve zararlı bakterilerin çoğalımını engelleyerek aradaki dengeyi kuran bu bakterilere probiyotik denir. PRO ve BİOTA olmak üzere kullanılan bu terim yaşam için anlamına gelmektedir. Probiyotik kavramı ilk kez 19. yüzyılda Nobel ödülü sahibi ELİE METCHNİKOFF tarafından gündeme getirilmiştir. Bulgar köylülerin uzun yaşamlarını araştırarak bu sonuca varmıştır. Bu köylülerin probiyotik kaynağı olan fermante süt ürünlerini çok kullandıklarını gözlemlemiştir. Barsak yüzeyinin alanı 200 m2  olup deri yüzeyinin yüz katıdır. İnsan vücut yüzey ve boşlukları organizma tabakası ile kaplı durumdadır. Kalın barsaklar da 2 kg., deride 200 gr, ağız boşluğu, akciğerler ve vajinada  20 şer gr , burunda 10 gr, gözde 1gr mikroorganizma vardır. Vücudumuza yararlı olan bu mikroorganizmalar bize zararlı olan bakterileri kontrol altında tutar. Barsakta bulunan bu mikroorganizmalar besin emilimine yardımcı olur. Doğumdan hemen sonra bebek anne sütü aldıkça vücudumuz için yararlı olan bifido bakteriler artmaya başlar ve barsak florasında sindirim konusunda önemli adımlar atmaya başlarlar. Birey 2 yaşına geldiğinde artık barsak florası erişkin florasına ulaşmış olur bu nedenle anne sütü 2 yıl boyunca tavsiye edilmektedir. Bifido bakterilerin yanında laktobasiller, stafilokoklar. enterobakteriler, steptokoklar ve clostridia türleri bulunmaktadır.

PREBİYOTİKLER

Bağırsaktaki bazı mikroorganizmaların çoğalmasını artıran ve/veya aktivitesini uyaran ve insan ya da hayvan sağlığını olumlu yönde etkileyen maddelere (besinsel lifler gibi) prebiyotik denir

Prebiyotikler vücudumuza yararlı bir veya daha fazla türden mikroorganizmanın çoğalarak ve sindirimi seçici olarak arttıran veya sindirilemeyen besin bileşenleridir. Sağlıklı olma halinin devamlılığı için gereklidir. Mesela laktuloz galakto oligosakkaritler gibi anne sütünde 130’dan fazla oligosakkarit bulunması anne sütünün önemini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır.

SİNBİYOTİKLER

Probiyotik ve Prebiyotikleri birlikte bulunduran besin ve destek amaçlı kullanılan ürünlerdir. Hastalıklar ve zafiyet sırasında kullanılır.

KAYNAK: KATKI PEDİATRİ CİLT:28 SAYI:2/3 DR.TURGAY ÇOŞKUN

GÖZYAŞI KANAL TIKANIKLIĞI

Göz konjonktivasında bulunan Krause ve Wolfring yardımcı bezlerinden göz ön yüzeyini yıkayan ve besleyen gözyaşı salgılanır. Kaşın altında göz bölgesinde bulunan lakrimal bezden de gözün yüzeyini yıkayan ve besleyen, içinde altmışdan fazla protein ve çeşitli enzimler içeren refleks göz yaşı salgılaması yapılır. Soğukta, üzüntüde, gözümüze bir şey battığında ya da enfeksiyon geliştiğinde lakrimal bez salgısı refleks olarak artarak göz ön yüzeyini yıkamaya başlar. Sonuçta normalden daha fazla sıvı göz kapaklarımızın arasında dolaşmaya başlar. Gözümüzün sağlıklı bir şekilde görmesi ve yaşamaya devam etmesi için ön yüzeyinin devamlı ıslak tutulması şarttır. Gözyaşı buruna yakın bölgedeki kapaklarda bulunan kanalcıklardan burun içine doğru akar. Üst ve alt kapakta buruna yakın bölgede punktum dediğimiz (alt kapakta 1 tane, üst kapakta 1 tane) iki adet delik bulunur. Gözyaşı alt ve üst kapaktaki bu iki delikten kanalikül dediğimiz kanalcığa, oradan gözyaşı kesesine, oradan da nazal kavite içine gider. Gözümüzü her kırptığımızda bu mekanizma çalışır ve gözyaşı kanal içine pompalanır. Bu mekanizma otomatik olarak gerçekleştirilir ve biz bu mekanizmanın çalışmasını hissetmeyiz. Gözyaşımızı ileten bu kanala zolakrimal yani gözyaşı kanalı diyoruz. Kapaklarda başlayıp nazal kaviteye giden gözyaşı yolunun herhangi bir yerinde tıkanıklık varsa göz yaşı taşar ve yanağımıza doğru akar. Nazolakrimal kanal tıkalı olduğu için enfekte olacaktır. Yeni doğan bebeklerde gözlerde çapaklanma 4. ve 5. aylara kadar olması normaldir. Göz yaşı kanal tıkanıklığı 1 yaşından sonra cerrahi operasyon ve lazerle tedavi edilir.

DR. LEVENT AKÇAY SÖYLEŞİSİNDEN ALINTIDIR.